Ana içeriğe atla

Postmodern Karamsarlık ve Başkaldırı

Yakın günlerde dikkatimi çeken iki olay var. Çiftlikbank ve Sarkozy. ABD’de okul cinayetlerini de ekleyebiliriz. Çiftlikbank’tan geriye baktığımda İmarbank ve Banker Kastelli zihnime yerleşmiş. Bunlar aysbergin görünen yüzü. Medyada görünmeyen dev kütle ile kuşatılmış, muhasara altına alınmış durumdayız. Çekenler çok ve onlar daha iyi biliyor.

İnsanların ikiyüzlülüğüne, sahtekarlığına, menfaatçiliğine, tutarsızlığına, ilkesizliğine, ahlaksızlığına kahroluyoruz. Terörden, yolsuzluklardan, hırsızlıklardan, adam kayırmalardan usandık. Sosyal medya ile deşarj oluyoruz. Ama devran yine aynı dönüyor.

Olayları, kişileri tasvir etmek niyetinde değilim. Derdim politika değil. Genel nedenlere bir nebze değineceğim. Aslında nedenler ve sonuçlar özel ve yerel değil, evrensel. Bu sonuçlara yönelik başkaldırıya postmodernizm deniyor. Modernizmin yol açtığı olumsuzluklara evrensel bir karşı duruş. Felsefede, sanatta, edebiyatta yankılanıyor.

Fotoğraf: sabphoto / 123RF Stok Fotoğraf

Rönesans, sanayileşme ve aydınlanma insanlara hayal edilen huzuru sağlayamadı. II. Dünya Savaşı, batı dünyasında bilimsel gelişmelerden beklenen hakça bir toplum ve ekonomi özlemini yıkıma uğrattı. Ahlaki ve etik değerler bozulmaya uğradı. Sanayileşme, insanı makineleştirdi, kendi doğasından uzaklaştırdı. Bireysellik ön plana çıktı, insan yalnızlaştı. İlişkiler yüzeyselleşti. Maddi ve manevi doyumsuzluklar yoğunlaştı. Terör yaygınlaştı, evrenselleşti.

Ne yazık ki ülkemizde de bu süreçlerin çoğu aynıyla yaşanıyor. Kapsamlı betimlemeleri Çıkla (2017)’den özetleyerek aktarıyorum:

  • Şehirleşme: Köyden kente yoğun göç, kalabalık şehirler, trafiğin çekilmezliği, görüntü ve gürültü kirliliği, denizin, karanın ve havanın kirlenmesi, tabiat döngüsünün giderek bozulması, makineleşmenin ve betonlaşmanın şehirleri esir alması.
  • İnsanlar arası ilişkiler: Hayatın mekanikleşmesi, dört duvar arasına sıkışma, yalnızlaşan ve yabancılaşan insan, insani ilişkilerin gevşemesi, stres kaynaklı sorunlarda patlama, çıkar merkezli iletişimin hayati güç oluşu, aile-akraba-komşu ilişkilerinin zayıflaması, cep telefonu ve İnternet'in insanları esir alması, ailenin çözülüşü, hızlı yaşam, sanal hayat, yapaylaşan ilişkiler, bencilleşen insanlık.
  • Hastalıklar: Yeni yeni hastalıkların çıkması, psikolojik hastalıkların çoğalması, intiharların artması.
  • Suçlar: Hırsızlık, taciz, tecavüz, işkence gibi bireysel suçlar ve terör saldırıları.
  • Geçim: Nüfus patlaması, işsizlik, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, stresli yaşam, işini kaybetme korkusu, eşler arası geçimsizlikler, alışveriş çılgınlığı, boşanma oranlarında artış, gelir dağılımındaki adaletsizlikler.
  • Zevkler ve Tutkular: Tatminsizlik, moda tutkusu, alkol-sigara-uyuşturucunun yaygınlaşması, lüks yaşama arzusu ve israf, yaygınlaşan bireyselleşme ve sınırsız özgürlük anlayışı, zevkperestliğin insanoğlunu kuşatması.
  • Kadın: Kadının cinsel meta haline gelmesi ve kadın istismarı, anneliğin asli fonksiyonlarının zedelenmesi.
  • Yapay Ürünler: Parfümler, deodorantlar, rujlar, GDO'lu besinler, katkı maddeli fabrikasyon gıdaların yaygınlaşması, doğallığın azalıp sentetik ürünlerin artması, fastfood çeşitleri, sağlıksız beslenme, obezite, doğadan ve doğaldan uzaklaşma.

Çok şeylerden şikayetçiyiz. Başka bir şeyler arıyoruz. İlginç olan, modernitenin olumsuz etkilerine maruz kalan ülkemizin, moderniteye alternetif geleneksel ve muhafazakar söylemlerle ortaya çıkan iktidarlar tarafından yönetiliyor olmasıdır. İşimiz zor. Necip Fazıl’ın deyişiyle “Güneşi ceketimizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarıyız”. İnşallah buluruz.

Kaynaklar

Çıkla, S. (2017). Postmodern anlatılarda modernizm eleştirisi: Fındık sekiz örneği. Türk Dili - Dil ve Edebiyat Dergisi, 790, 72-76.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Söze Süzülenler 2020

2020'de gönlümden dökülenler... Param parça serptim Kendimi Hep azaldım Ekerken biçerken Kendime noksan Toprağa tam Tarikatım parmak izim Keşke olsa Sizinki sizin Benimki nizamizm Bana Yuh Ey Şüheda Sen vefakâr Sen cefakâr Sen fedakâr Ben aksesuar Sen numune-i imtisal Ben hantal global Sen Hakka vezir Ben dünyada rezil Sen şiir yazmadın Şehit mezarı kazmadın Paylaşımlara bakmadın Sen savaştın Ben paylaştım Sen fiil Ben iskambil SEN YÜCE RUH BANA YUH Sen Açtın Tohum tohum Çöl vahaya Göl yoğurda Çaldı Gittin Yudum yudum Çöl vaha Göl yoğurt Kaldı Mektup Mektup deyince Zihnime sen düşersin Asaletini okurum satırlarında  Ölü toprağı eşersin O mektupları yaktım  Sadece satır araları kalmış Öyle bir baktım Karalanmış, yaralanmış Albümlerden Bende kalan Yangınmış Seni yaratanla buluştum İşaretine kavuştum

Söze Süzülenler 2018

2018 yılında gönlümden dökülen sözleri bu blog yayınında topladım. Bazen duygular ağır basar Bazen kelimeler Kavuşurlarsa ne alâ Yoksa duygular öksüz Kelimeler öksüz Unuttuklarımız Yağmurlar yükleriz gönlümüze  Yaşadıkça  Severiz bağlanırız biz oluruz  Yıldırımlar yükleriz öfkemize Yaşadıkça Kızarız haykırırız biz oluruz Fikirlerimiz vardır beynimizde Kara bağırlarda şehitlerimiz Unuttuklarımız Davet var An gemidir zaman denizinde Biletli yolcuların ayakları basmaz Hepsi geçmişin geleceğin izinde Yolcular uzaktan bakar Sırtlarında yüklü biten ve olmayacaklar An çok yolcusu varmış gibi akar Davet var an'dan Hiçbir yere giden yolculara Yaşamdan Umut Demir alalım Umutsuzluk limanından Asılalım küreklere Açılalım yüreklere Güzellikler ummanından Gemi Gemiyim Bitmez görünen kotamda Dalgalarda Onlar kendi ben kendi rotamda Elde hatıralar Gönüller hatırlar Dokunuşlar benden ve onlardan Otel odaları Bir varsın bir yoksun Devamd

Yağmur

Uzunköprü Muradiye Camisinin bahçesindeki çay ocağında 15 Ekim 1981 tarihinde deftere dökülen duygularım ve düşüncelerim... Bir taraftan çayını yudumluyor, diğer taraftan elinde yanan sigarasını derin derin içine çekiyordu. Ocakta kaynayan çayın buharından kahvehanenin camları buğulanmıştı. Buna rağmen oturduğu masadan dışarısını görebiliyordu. Sağanak halinde yağan yağmur camlara vuruyor, çakan şimşekler yarı karanlık odayı bir müddet aydınlatıyor, gök gürültüsü masaları titretiyor, camları zangırtatıyordu. Yağmurlu havayı çok severdi. Dışarı çıkıp yağmurun altında sırılsıklam olmak onu rahatlatacaktı. Kalkmak ve ıslanmak cesaretini gösteremedi, hareketsiz bir şekilde gözleri dışarıda düşüncelere daldı. Yağmur tanelerinin geldiği gökyüzünü düşündü. Sonra güneşi, atmosferi ve kainatı... İnsanoğlu tepesinde gök çatlamadan kafasını yukarıya kaldırıp oralarda nelerin olup bittiğini merak etmiyordu. Bugünkü gafletinden kurtulmak için de kıyameti ve arkasından cehennemi mi bekliyor?  Yeme