Ana içeriğe atla

Söze Süzülenler 2019

Ey nizami
Sen güzelsen
Her yer güzel
Herkes güzel

Hakikat

Mananın hakikatin lafzı olsa gerek.
Lisan manayla, hakikatle doğsa gerek.
Yoksa mana, yoksa hakikat
Ölse gerek.
Mevtanın levh-i mahfuzda
Hıfzı gerek.
Kıyamda tekraren
Doğsa gerek.

Bayrak

Ey bayrak
Dalgalınırsın anlı şanlı
Rengin şehit kanlı
Ay yıldız, göklerden uzanan el
Cap canlı

Denizin rengi, göklerin rengi
Martıların kanatları
Süvarilerde üzengi
Geçer Arabı, Farsı, Frengi
Mübarektir cengi
Al bayrak gelincik misali
Olmaz kainatta dengi
Sentezdir ahengi

Hedef kainat
Yoktur bunda kanaat
Engellere inat
Ay yıldız kanat
Yolun açık olsun
Son sürat

Arka planda adalar
Minarelerden sedalar
Nizami derinlere dalar
Şimdilik bu kadar

Resim Free-Photos tarafından Pixabay'a yüklendi

Gökyüzü

Berrak gökyüzüyüm ben
Ilık ve serin
An olur
Soğuk poyrazlar eser içimde
Derin, donarım kalırım
An olur
Kavurucu buhar olur nefesim
İçin için yanarım

Kara bulutlar
Gidin
Bana kendimi verin

Katar

Hatalar pişmanlıklar
Sanal düşmanlıklar
Kendine
Gerçeğe dert katar

Nefretler öfkeler
Sonuçsuz keşkeler
Kendine
Dizilir katar katar

An gelir
Boğulduğu biçimden
Çıkar hepsinin içinden
Artık onlara an'dan
Uzaktan bakar

Değil artık kafeste
Hakikate döndü
Aldığı her nefeste
Huzur artık içinde
Süzülür katar katar

Meditasyon

zihin
sessiz berrak
dalgada bulutta
hatıra hayal
nefeste hakikat
an ne güzel

ıssız ada
izsiz kumsal
billur dalga
güneş
deniz rengi
bulut
geçmiş yok
gelecek yok
an ne güzel

zihin
sessiz berrak
dalgada bulutta
hatıra hayal
nefeste hakikat
an ne güzel

Bilgi teknolojileri

Teknoloji beden
İçinde can gerek
Teknoloji damar
İçinde kan gerek

Teknoloji güzellik
İçinde aşk gerek
Teknoloji saz
İçinde meşk gerek

Teknoloji söz
İçinde lisan gerek
Teknoloji evren
İçinde insan gerek

Kimsin sen

Eski araba hurdaya gitti
O ben değildi
Ben yerinde duruyor

Önceki hücrelerim evrene karıştı
Onlar ben değildi
Ben yerinde duruyor

Tırnaklarım saçlarım çöplere karıştı
Onlar ben değildi
Ben yerinde duruyor

Önceki sevgilerim, öfkelerim, tutkularım artık yok
Onlar ben değildi
Ben yerinde duruyor

Önceki fikirlerim, düşüncelerim artık yok
Onlar ben değildi
Ben yerinde duruyor

Birisinin ciğeri alındı
Birisinin kolları, başkasının bacakları
Onlar onların benleri değildi
Benleri yerinde duruyor

Birisi öldü toprak oldu
Bedeni beni değildi
Beni yerinde duruyor

Ruh

Ruh kutupsuzdur.
Ruh yüksüzdür.
Ruh nötrdür.
Ruh geçmişten, gelecekten soyunmuştur.
Ruh zamandan mücerrettir.
Ruh her an an'dadır.
Ruh egodan arınmıştır.
Ruh kalbin bir basamak üstüdür.
Ruh kutsaldır.
Diğer her şey sahte, ruh gerçek bendir.
Ruh Tanrı'nın otağıdır.

O'na zihinden arınarak,
Her şeyden sıyrılarak,
Meditasyonla ulaşılır.

Kısa Kısa

80'lerin ritminde
Uçtum mavi trende
Sonbahar gidende
Nizami elemde
Kış ardı
Bahar gelende

Utanarak geçtim
Şehit anasının önünden
Annemin nurlu kalbini seçtim
Başörtü ucunda gönlünden

Döküldük yaprak yaprak
Kucakladı kara toprak
Günahtan sevaptan geçtik
Biz O'nu seçtik

Din değil elde
Yalandır dilde
Olmaz midede belde
Gerek her nefeste
Her yerde

Bardaklar boşaldı
Güneş ufka daldı
Nizam yine
Kendi kendine kaldı

İçindeki kadar dışındaki
nefret edebilir mi günahtan?
Nefret, yazılır deftere sevaptan.
Belki ahsen-i takvim
bu yüzden çamurdan.

Kusurluyum
Kusursuzlara saygılar
Günahkarım
Günahsızlara saygılar
Yalnızım
Yalnız olmayanlara saygılar

En özel sandığımız alan
Aslında herkeste olan
Karmakarışık

Her şey, herkesten.
Bahane: Şeytan.
Anladığın an,
kaçarsın her zaman.
Kendinden.

Bir taraf öyle
Bir taraf böyle
Köşende kal nizam
Bitaraf eyle
Kendi şarkını söyle

Efkarı rüzgara saldım
Uzaklara derinlere daldım
Neler verdim neler aldım
Kendi kendimle kaldım

Resim Free-Photos tarafından Pixabay'a yüklendi

Bu blogdaki popüler yayınlar

Söze Süzülenler 2023

Gök kubbenin altında   Değil miyiz hepimiz   Daha ne olsun   Yarım olmuş   Mutluluklar   Gülüşler   Ağlayışlar   Yaşam   Ne çıkar   Meçhul Bulutlar süzülmüş kubbeye Anılar dolaşıyor Hüzün mü mutluluk mu Ne taşıyor meçhul Sis çökmüş içeriye Siluetler kıvranıyor Hayal mi gerçek mi Ne yaşıyor meçhul Buğu sarılmış camlara Islaklık tütüyor Çaydan mı kalpten mi Ne akıyor meçhul Damlalar kaynamış gözlere Sıcaklık kanıyor Acıdan mı aşktan mı Ne yağıyor meçhul Yalnız Değilsin Kanatlanıp esse de ıssız diyarlarda, kime ne? Vuruyorsa bir nefes rüzgâr, yanık bağrına, yalnız değilsin. Sel olup çağlasa da taş yataklarda, kime ne? Çarpıyorsa tek damla yağmur, kızgın kalbine, yalnız değilsin. Şimşek olup çaksa da kör topraklarda, kime ne? Çakıyorsa bir tel ışık, karanlık ufkuna, yalnız değilsin. Yağmur Sonrası Özlemle içip Göğün gözünden damlaları Renge bürü

Sükûnet

Sükûnet zamanlarım: Nadiren hissettiğim ama tadına doyamadığım anlar… Geçmişin ve geleceğin donuklaştığı, ânın belirginleştiği; arzuların, tutkuların, umutların, beklentilerin, hedeflerin durulduğu, dibe çöktüğü; sakin, kıpırtısız, berrak bir zihinle sadece nefesimi, bedenimi ve bütünleştiğim dünyamı duyumsadığım zaman kesitleri… Kutsal varoluşla birlikte dalgalandığım anlar… 60’lı ve 70’li yıllarda okuldan dönünce evin duvarının kenarında bulunan derme çatma, çivileri küflenmiş, ağaçtan bir sedire otururdum uzun süre. Kuş sesleri arasında, rüzgârın ağaçların yaprakları ve meyveleri arasından süzülerek yüzüme vurduğu kokuyu içime çekerdim. Dalından kopardığım şeftaliyi iştahla yerken, batmaya yeltenen güneşi ve gökyüzünü izlerdim. Gün boyu neler oldu, yarın neler olacak? Hepsi kaybolurdu önümden. Yaşamın ve yaşadığımın tatlı farkındalığı açılırdı ruhuma. Varlığın bütünlüğünde varoluşumu hissederdim. Bir iki saat içinde, “Ödevlerine ne zaman başlayacaksın?” sorusuyla koşuşturma yeniden

Nerede kaybettik, nerede arıyoruz?

İçimizde bulamadığımız bahar ve huzuru, hiçbir mevsim, hiçbir şey, hiçbir kişi bize bağışlamaz. Sevgimizi, mutluluğumuzu, huzurumuzu, dürüstlüğümüzü, ilkelerimizi, vicdanımızı, değerlerimizi...nerede kaybettik, nerede arıyoruz? Bir Zen öyküsü düştü aklıma. Hatırladığım kadarıyla özetleyeyim. Azize bir kadın varmış. Akşam üstü, evlerin içinde havanın iyice karardığı, dışarının alacakaranlık olduğu bir zamanmış. Sokakta yere iki büklüm eğilmiş, bir şey arıyormuş. Birkaç kişi yanına gelmiş, sormuşlar: - Ne arıyorsunuz Üstade? - İğnemi kaybettim onu arıyorum. - Nerede kaybettiniz? - Evin içinde! - Peki niçin burada arıyorsunuz? - Ama içerisi çok karanlık! İçimize dönmek, içimize bakmak, kendimiz olmak, kendimizle yüzleşmek, bütün olmak, kendimizi affetmek, kendimizi kabul etmek, kendimizi sevmek… uzar gider, söylendiği kadar kolay değildir. İçlerimiz çoğumuz için karanlıktır/karmakarışıktır. Oradan kaçarız. Bu yüzden mutluluğu, sevgiyi, kutsallığı dışarıda ararız.