Kayıtlar

İçsellik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Nizam’ın Define Macerası: Bir Sentez Hikâyesi

Resim
Antik bir bilgelik arayıcısı olan Nizam, uzun yıllardır "Hakikat Sandığı"nın peşindeydi. Efsaneye göre, tüm evrenin sırlarını içinde barındıran bu sandık, doğru ellerde açıldığında sahibine sonsuz bir anlayış bahşedecekti. Nizam, hayatını bu esrarengiz sandığı bulmaya adamış, dağları, denizleri, unutulmuş tapınakları ve tozlu kütüphaneleri arşınlamıştı. Yorgun argın bir akşam, yıldızların altında dinlenirken, ruhunda yankılanan bir sesle irkildi: "Ne arıyorsun?" Nizam, gözlerini gökyüzüne dikerek fısıldadı: "Hakikati arıyorum." Ses devam etti: "Nerede arıyorsun?" Nizam, içindeki derin inançla yanıtladı: "Bir sandığa toplanmış, o sandığı arıyorum." Kalbi, sandığı bulduğunda tüm boşluklarının dolacağına dair umutla atıyordu. Hayalinde, ışıltılı bir kasanın açılışını, içindeki bilgeliğin parıldayışını canlandırıyordu. Mistik bir alanda duran, içinden ışık saçan o sandık, onun yıllardır süren arayışının somutlaşmış haliydi. netsentez Ancak ...

Yankı'nın Yolculuğu

Resim
"Ben" olmayı öğrenemeden "biz" olmaya koşullanmışsınız! * * * Bu ifade, bireyin kendi kimliğini, isteklerini ve ihtiyaçlarını tam anlamıyla tanımadan, toplumsal veya grup kimliği içinde eriyerek yaşamaya yönlendirildiğini anlatıyor. "Ben" olmayı öğrenmek, bireyin kendi özünü, özgünlüğünü, arzularını ve sınırlarını tanıması ve geliştirmesi anlamına gelir. Ancak bu, toplumsal normlar veya aile, çevre gibi dış faktörler nedeniyle geri planda kalabilir. "Biz" olmak, toplumsal ya da grup aidiyetine vurgu yapar. Kişi, kendini birey olarak keşfetmeden, bu grup aidiyetine öncelik verir ve bu süreçte bireysel kimliği ihmal edebilir. Yani, toplumsal beklentilere göre hareket etme eğiliminde olup, "ben kimim?" sorusunu derinlemesine sormadan, kendini "biz"in bir parçası olarak tanımlar. Önce "ben" olmayı öğrenmek... Bu ko...

Söze Süzülenler 2023

Resim
-Gök kubbenin altında -Değil miyiz hepimiz -Daha ne olsun -Yarım olmuş -Mutluluklar -Gülüşler -Ağlayışlar -Yaşam -Ne çıkar -Meçhul -Bulutlar süzülmüş kubbeye -Anılar dolaşıyor -Hüzün mü mutluluk mu -Ne taşıyor meçhul -Sis çökmüş içeriye -Siluetler kıvranıyor -Hayal mi gerçek mi -Ne yaşıyor meçhul -Buğu sarılmış camlara -Islaklık tütüyor -Çaydan mı kalpten mi -Ne akıyor meçhul -Damlalar kaynamış gözlere -Sıcaklık kanıyor -Acıdan mı aşktan mı -Ne yağıyor meçhul -Yalnız Değilsin -Kanatlanıp esse de -ıssız diyarlarda, -kime ne? -Vuruyorsa bir nefes -rüzgâr, yanık bağrına, -yalnız değilsin. -Sel olup çağlasa da -taş yataklarda, -kime ne? -Çarpıyorsa tek damla -yağmur, kızgın kalbine , -yalnız değilsin. -Şimşek olup çaksa da -kör topraklarda, -kime ne? -Çakıyorsa bir tel -ışık, karanlık ufkuna, -yalnız değilsin. Yağmur Sonrası Özlemle içip Göğün gözü...

Nerede kaybettik, nerede arıyoruz?

Resim
İçimizde bulamadığımız bahar ve huzuru, hiçbir mevsim, hiçbir şey, hiçbir kişi bize bağışlamaz. Sevgimizi, mutluluğumuzu, huzurumuzu, dürüstlüğümüzü, ilkelerimizi, vicdanımızı, değerlerimizi...nerede kaybettik, nerede arıyoruz? Bir Zen öyküsü düştü aklıma. Hatırladığım kadarıyla özetleyeyim. Azize bir kadın varmış. Akşam üstü, evlerin içinde havanın iyice karardığı, dışarının alacakaranlık olduğu bir zamanmış. Sokakta yere iki büklüm eğilmiş, bir şey arıyormuş. Birkaç kişi yanına gelmiş, sormuşlar: - Ne arıyorsunuz Üstade? - İğnemi kaybettim onu arıyorum. - Nerede kaybettiniz? - Evin içinde! - Peki niçin burada arıyorsunuz? - Ama içerisi çok karanlık! İçimize dönmek, içimize bakmak, kendimiz olmak, kendimizle yüzleşmek, bütün olmak, kendimizi affetmek, kendimizi kabul etmek, kendimizi sevmek… uzar gider, söylendiği kadar kolay değildir. İçlerimiz çoğumuz için karanlıktır/karmakarışıktır. Oradan kaçarız. Bu yüzden mutluluğu, sevgiyi, kutsallığı dışarıda ararız. Oy...

Sükûnet

Resim
Sükûnet zamanlarım: Nadiren hissettiğim ama tadına doyamadığım anlar… Geçmişin ve geleceğin donuklaştığı, ânın belirginleştiği; arzuların, tutkuların, umutların, beklentilerin, hedeflerin durulduğu, dibe çöktüğü; sakin, kıpırtısız, berrak bir zihinle sadece nefesimi, bedenimi ve bütünleştiğim dünyamı duyumsadığım zaman kesitleri… Kutsal varoluşla birlikte dalgalandığım anlar… 60’lı ve 70’li yıllarda okuldan dönünce evin duvarının kenarında bulunan derme çatma, çivileri küflenmiş, ağaçtan bir sedire otururdum uzun süre. Kuş sesleri arasında, rüzgârın ağaçların yaprakları ve meyveleri arasından süzülerek yüzüme vurduğu kokuyu içime çekerdim. Dalından kopardığım şeftaliyi iştahla yerken, batmaya yeltenen güneşi ve gökyüzünü izlerdim. Gün boyu neler oldu, yarın neler olacak? Hepsi kaybolurdu önümden. Yaşamın ve yaşadığımın tatlı farkındalığı açılırdı ruhuma. Varlığın bütünlüğünde varoluşumu hissederdim. Bir iki saat içinde, “Ödevlerine ne zaman başlayacaksın?” sorusuyla koşuşturma yeniden ...

Yargısız Tanık: Aşkın Ben/Öz Ben

Resim
Zamanın geçmiş, an ve gelecek boyutlarında gezer dururuz. Şimdi/an en uzak durduğumuz, kaçtığımız yerdir ve bu yüzden pek çok şeyden mahrum kalırız. Sevgiden, huzurdan…kısaca yaşamdan… Bazıları, şimdinin/anın zamandan bağımsız kutsal bir alan olduğunu; acıların, ıstırapların, çilelerin geçmişin kötü anılarında ve geleceğin kaygıları üzerinde dolaşmaktan, onlarla yatıp onlarla kalkmaktan kaynaklandığını söyler. Bunların doğru olduğuna inanırım, inanmaktan öte hissederim, deneyimlerim. Kutsal aşkın ben sadece kutsal ve sonsuz şimdide/anda hissedilebilir. Geçmişe şimdiden bakışımız o zamanların koşulları içinde değil de şimdinin gözleriyle olur. Çoğu zaman geçmişi yeniden kurgular veya çarpıtırız. Şimdiki aklım olsaydı öyle yapmazdım diyerek pişmanlık duyarız, kendimizi suçlarız, acı çekeriz. Her ne kadar şimdi akıllanmış(!) olsak da mağlup ve suçlu psikolojisiyle koşullandığımızdan geleceği kaygılarla, korkularla karışık düşleriz. Bu yıpratıcı akışın girdabında emekli olduktan sonra uzun...

Tanrı Nerede?

Resim
Seyyah olup şu alemi gezeriz ve bir dost bulamadan gün akşam olur. Bilmeyiz ki dost tüm alemle birlikte içimizdedir: Nirvana… En yakındır ama onu en ırak ederiz. Nerelere gitmeyiz ki!.. Yürüyüşe, tatile, sohbete, camiye, meyhaneye?!.. Sosyal medyaya gideriz, okumaya, yazmaya gideriz. Pek farkında olmadan çoğu zaman geçmişe gideriz, geleceğe gideriz. Düşüncelerin, hayallerin, kurguların peşinden sürükleniriz. Susamayan geveze zihin, duramayan kıpırdak beden daima işbaşındadır, ardı sıra taşır bizi. Arzuların, dürtülerin, alışkanlıkların gönüllü kölesi olarak gezer dururuz. Tüm gezi hengâmesi içinde duyamadığımız bir ses vardır içimizde. “Gel beriye beriye!” der. Şimdiye ve kendimize çağırır bizi... Her yolculukta yanı başımızdadır, ama ona hiç uğramayız. Ah uğrayabilsek biraz! Her şey oradadır. Bedenden, düşüncelerden, bellekten, duyulardan, duygulardan, zamandan özgür bir yerdir orası. Yunus’un “Bir ben vardır bende benden içeru” dediği mekândır. İşte kutsallık, huzur, sükûnet, ebedi g...

Bir de buradan yakın!

Resim
Buyurun, bir de buradan yakın! İnsanın dış gerçekliği kendi iç gerçekliğinin yansımasıdır. Karşılaştığımız kişiler, içimizde taşıdığımız ama çoğunun farkında olmadığımız sonsuz sayıda parçamızın sadece birer örnekleridir. Rahatsız olduğumuz insanlar, içimizde bulunan, zamanla baskı altına aldığımız, red ettiğimiz parçalarımızı temsil ederler. Çok sevdiğimiz insanlar benimsediğimiz parçalarımızı temsil ederler. İyi veya kötü, açık veya gizli parçalarımızın yansımaları olan insanları hayatımıza çekeriz. Böylece diğer insanlar parçalanmış benliğimizin bütünleşmesine hizmet ederler. Bu hayatları yaşamamızın amacı zaten bu bütünlüğe doğru ilerlemektir. Ne derler! “İnsan kâinatın küçük bir misalidir,” yani kâinatta ne varsa, aslı insanda vardır. Daha açıkçası, kâinat insanın “oluş”unun dışa yansımasıdır. Hemen tüm dinlerde evrenin insan için yaratıldığı belirtilir. Bu durumu bazıları, insanda dış gerçekliği yaratma potansiyeli olarak düşünürler. Yolun sonuna varıldığında insan Kendisiyle/Tan...