Kayıtlar

Doğa etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İlk Haiku Denemelerim - Ocak, 2026

Resim
Haiku, yalnızca kelimelerin belirli bir matematikle dizilmesi değil, aynı zamanda dünyaya bakışın en sadeleşmiş hâlidir. Japon edebiyatının bu kadim nazım biçimi, karmaşık duyguları ve geniş manzaraları, bir nefes alışverişi kadar kısa bir ana sığdırma sanatıdır. Şatafatlı betimlemelerden ve süslü söz oyunlarından arınmış olan haiku, okuyucuyu ve yazarı doğrudan "o anın" gerçeğiyle baş başa bırakır. Bu yönüyle şiir, sadece kağıt üzerinde kalan bir metin olmaktan çıkıp, bir yaşama biçimine dönüşür. Geleneksel olarak 5-7-5 hece yapısıyla bilinen bu form, ilk bakışta yazarı kısıtlayan bir engel gibi görünebilir. Ancak bu sınırlılık, aslında yaratıcılığı tetikleyen en güçlü unsurdur. Sonsuz kelime seçeneği arasından sadece en gerekli olanları seçmek, fazlalıkları yontmak ve düşüncenin özüne inmek gerekir. Bu dar kalıp, zihni dağınıklıktan kurtararak tek bir imgeye, tek bir duyguya veya doğadaki tek bir harekete odaklanmaya zorlar. Özünde doğayla derin bir bağ kurmayı barındıran h...

Söze Süzülenler 2022

Resim
Yok; yokmuş...  Var; bir varmış,  bir yokmuş...  Aslında o da yokmuş.  Hayat masalmış...  Merhaba Aydınlık Aydınlığa özendi yaşam. Anladı güneş. Şafağa bezendi yavaş. Mavinin ardına çekildi uzak yıldız. Buradayım dedi beyaz bulut. Nefes aldı umut. Gerdi kanatlarını martı. Yuvasında şakıdı guguk. Saldı ruhunu yeşil... Güneşten, buluttan, ağaçtan, çiçekten, kurttan, kuştan, topraktan, umuttan can getirdi rüzgar. Günaydın... Merhaba aydınlık... Bulut Aşığın yüreği buluttur. Tesellisi hayaldir, umuttur. Dökülür, yağar… Güzel görür, gözüne kaşına yağar. Özgürlüğe öykünür, gökte kuşuna yağar. Mevsimin sonbaharına, kışına yağar. Toprağı özler, kayasına taşına yağar. Hüzne sarılır, mahzun gözün yaşına yağar. Nizami hep tek başına yağar. Yalnızlığı kucaklar, boşuna yağar. Serap Ne kaşta ne gözde Ne övgülü birkaç sözde Biriz hem yokuşta hem düzde ...

Yağmur

Resim
Uzunköprü Muradiye Camisinin bahçesindeki çay ocağında 15 Ekim 1981 tarihinde deftere dökülen duygularım ve düşüncelerim... Bir taraftan çayını yudumluyor, diğer taraftan elinde yanan sigarasını derin derin içine çekiyordu. Ocakta kaynayan çayın buharından kahvehanenin camları buğulanmıştı. Buna rağmen oturduğu masadan dışarısını görebiliyordu. Sağanak halinde yağan yağmur camlara vuruyor, çakan şimşekler yarı karanlık odayı bir müddet aydınlatıyor, gök gürültüsü masaları titretiyor, camları zangırtatıyordu. Yağmurlu havayı çok severdi. Dışarı çıkıp yağmurun altında sırılsıklam olmak onu rahatlatacaktı. Kalkmak ve ıslanmak cesaretini gösteremedi, hareketsiz bir şekilde gözleri dışarıda düşüncelere daldı. Yağmur tanelerinin geldiği gökyüzünü düşündü. Sonra güneşi, atmosferi ve kainatı... İnsanoğlu tepesinde gök çatlamadan kafasını yukarıya kaldırıp oralarda nelerin olup bittiğini merak etmiyordu. Bugünkü gafletinden kurtulmak için de kıyameti ve arkasından cehennemi mi bekliyor?  ...