Bireyselliğe Dönüş: Bir Demokrasi Yolculuğu
Ülkemizde demokrasinin işlerlik kazanması için vatandaşların bireysel kimliklerine geri dönmesi gerekir. Sürüler hâlinde muhalif olmak, sürüler hâlinde taraftar olmak objektifliğe, gerçekleri görmeye en büyük engeldir. Çünkü grupların, bireysel kimlikleri öteleyen manyetik etkileri vardır. Bu etki, kişiliklerin, karakterlerin, ilkelerin, değerlerin ve tutarlılığın yok olmasına yol açar, insanları kontrol mekanizmalarının piyonu hâline getirir.
En fazla gizlediğimiz özelliklerimiz en fazla ortak özelliklerimizdir. Bireysel kimlikleri yaşayabilmek, birlik ve beraberliğin en demokratik ve en dürüst yoludur.
![]() |
Kendinden vazgeçmeden birlik ve beraberliğe doğru... |
Ülkemizde demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesi ve toplumsal barışın tesis edilebilmesi için, bireylerin kendi kimliklerini ön plana çıkarması büyük önem taşır. Ne yazık ki, günümüzde sıklıkla gördüğümüz bir eğilim, insanların sürü psikolojisiyle hareket etmesi ve bu şekilde ya muhalif ya da taraftar olarak kendilerini konumlandırmalarıdır. Bu durum, bireylerin objektif bir şekilde düşünmesini engeller ve gerçekleri görmelerinin önüne geçer. Çünkü gruplar, bireysel kimlikleri öteleyen ve kişileri kendi içlerinde eriten bir manyetik etkiye sahiptir. Bu etki, zamanla kişiliklerin, karakterlerin, ilkelerin ve değerlerin zayıflamasına neden olur. İnsanlar, kendi özgür iradeleri yerine, grupların dayattığı düşünceleri benimsemeye başlar ve bu da onları adeta bir kontrol mekanizmasının piyonu haline getirir.
Peki, bu durumdan nasıl kurtulabiliriz? İşte bu sorunun cevabı, bireysel kimliklerimizi yeniden keşfetmekte ve bu kimlikleri özgürce yaşayabilmekte yatıyor. Bireysel kimlik, sadece kişinin kendini ifade etmesi değil, aynı zamanda toplumun bir parçası olarak sorumluluklarını da bilinçli bir şekilde yerine getirmesi demektir. Bireysel kimliklerin güçlendiği bir toplumda, insanlar birbirlerini daha iyi anlar, farklılıklara saygı gösterir ve ortak bir gelecek inşa etmek için birlikte çalışır. Bu, birlik ve beraberliğin en demokratik ve en dürüst yoludur.
En fazla gizlediğimiz özelliklerimiz, aslında en fazla ortak özelliklerimizdir. Çünkü her birimiz, kendi içimizde benzer korkular, endişeler ve umutlar taşırız. Ancak bu ortaklıklar, bizi birbirimize bağlayan bir güç olabilir. Bireysel kimliklerimizi yaşayarak, bu ortaklıkları kucaklayabilir ve birbirimizi daha iyi anlayabiliriz. Bu, demokrasinin temel taşlarından biridir: Farklılıkların bir arada yaşayabilmesi ve her bireyin kendi sesini özgürce ifade edebilmesi.
Sonuç olarak, demokrasinin işlerlik kazanması için bireysel kimliklerin ön plana çıkması şarttır. Sürü psikolojisinden uzaklaşarak, kendi ilkelerimizi, değerlerimizi ve tutarlılığımızı korumalıyız. Ancak bu şekilde gerçek bir toplumsal uzlaşı sağlanabilir ve demokratik bir toplum inşa edilebilir. Bireysel kimliklerimizi yaşamak, sadece kendimize değil, topluma karşı da bir sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğu yerine getirdiğimizde, hem kendimizi hem de ülkemizi daha iyi bir geleceğe taşıyabiliriz.