Ana içeriğe atla

Bir de buradan yakın!

Buyurun, bir de buradan yakın!

İnsanın dış gerçekliği kendi iç gerçekliğinin/oluşunun yansımasıdır. Karşılaştığımız kişiler, içimizde taşıdığımız ama çoğunun farkında olmadığımız sonsuz sayıda parçamızın sadece birer örnekleridir. Gıcık kaptığımız insanlar içimizde bulunan, zamanla baskı altına aldığımız, red ettiğimiz parçalarımızı temsil ederler. Çok sevdiğimiz insanlar benimsediğimiz parçalarımızı temsil ederler. İyi veya kötü, açık veya gizli parçalarımızın yansımaları olan insanları hayatımıza çekeriz. Böylece diğer insanlar parçalanmış benliğimizin bütünleşmesine hizmet ederler. Bu hayatları yaşamamızın amacı zaten bu bütünlüğe doğru ilerlemektir. Ne derler! “İnsan kâinatın bir küçük misalidir,” yani kâinatta ne varsa, aslı insanda vardır. Daha açıkçası, kâinat insanın “oluş”unun dışa yansımasıdır. Hemen tüm dinlerde evrenin insan için yaratıldığı belirtilir. Bu durumu bazıları, insanda dış gerçekliği yaratma potansiyeli olarak düşünürler. Yolun sonuna varıldığında insan Kendisiyle/Tanrıyla/Aslıyla bir olacaktır.

“Sende gördüğüm bendir. Bende gördüğün sendir."

“Âdem yasak elmayı yedi, cennetten kovuldu, parçalanmak üzere dünyaya düştü, hâlâ parçalarını birleştirmeye çalışıyor ki O’na/Aslına/Tanrıya/Kendine ulaşsın.”

Çok kısa değindiğim bu bakışın izlerini mistik yolculuklarda, tasavvufta, bazı felsefi okullarda görebilirsiniz. İlgi duyan arkadaşlara yazının sonunda üç kitap belirtiyorum.

İnsanın dış gerçekliğinin, kendi iç gerçekliğinin/oluşunun yansıması olduğu düşüncesinin olumlu sonuçları olarak şunları özetleyebilirim:
  • Ayrılığın, kutuplaşmanın, çatışmaların, şiddetin, günahların tohumlarını her insanın kendi içinde araması.
  • Kendi içinde birliğe, bütünlüğe çıkılan yolculukta ulaşılan her seviyenin dış gerçekliği yaratması nedeniyle genel tekamüle hizmet etmesi. Ve her seviyeyle birlikte kişinin daha fazla huzur, sevgi ve neşe kazanması.
  • Kendini net olarak gören insanın içindeki çatışmaları çözerek ve dengeleyerek inkâra, yalana ve iki yüzlülüğe düşmeden bütünleştirmesi, uyumlu bir entegrasyon kurması.
  • Suçu sadece kendinde araması. “Suçlu sensin!”
  • Gelişimin ve tekamülün yegâne sorumlusunun insanın sadece kendisinin olduğunu anlaması.

Dış gerçekliğin kendi yansıması olduğunu bilen insan doğaya, diğer insanlara, diğer canlılara...tüm evrene eninde sonunda dost olur. BİR olur.

Adobe Stock Görseli. Adobe Stock tarafından lisanslandı.

Ayrıca

Hayatta başına gelen musibetlerin sebebinin kendin olduğunu anlarsan başkalarını suçlama, öfke, kin ve intikam yükünden kurtulursun. Hafiflersin. Hayatının sorumluluğunu üstlenirsin.

Dünya böyle olduğu için sen böyle değilsin. Sen böyle olduğun için dünya böyle. Dünya sebep, sen sonuç değil; sen sebep, dünya sonuçtur.

Tekamülün başka bir yolu yok...

* * *

Gölge benlikteki -bilinç altı- korku da her parçan gibi yansır. Çünkü dış dünya senin kendi yansımandır. Orası iyi-kötü senin kendi yansımalarından ibarettir. Korkularını aydınlatmadığın sürece er veya geç yaşarsın, yani dış dünyana yansıtırsın. Kendini bil, yani aydınlan, yani gölgede kalan paçalarına bilincinin ışığını tut. Korkma kendinden... Kazanacaksın... Kendini...ve de dünyanı... Yani olacaksın... Yani sen sen olacaksın...

* * *

Aydın kimdir?

Okumak, yazmak; bilgili, unvan, makam ve diploma sahibi olmak aydın olmayı göstermez. Aydınlık, kişinin gölgede kalmış iyi-kötü parçalarına bilincinin ışığını tutabilme kapasitesidir. Aydın olmak kendini bilmek ve bütün olmaktır.

Kitaplar:

  • Tanrılar Okulu, Stefano D’Anna, 2021, Sinedie Yayınları.
  • Işığı Arayanların Karanlık Yanı, Debbie Ford, 2021, Akaşa.
  • Ruhsal Rönesans- Uyanıştan Ustalığa, Zekiye Olgaçay, 2019, Doğan Novus.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nerede kaybettik, nerede arıyoruz?

İçimizde bulamadığımız bahar ve huzuru, hiçbir mevsim, hiçbir şey, hiçbir kişi bize bağışlamaz. Sevgimizi, mutluluğumuzu, huzurumuzu, dürüstlüğümüzü, ilkelerimizi, vicdanımızı, değerlerimizi...nerede kaybettik, nerede arıyoruz? Bir Zen öyküsü düştü aklıma. Hatırladığım kadarıyla özetleyeyim. Azize bir kadın varmış. Akşam üstü, evlerin içinde havanın iyice karardığı, dışarının alacakaranlık olduğu bir zamanmış. Sokakta yere iki büklüm eğilmiş, bir şey arıyormuş. Birkaç kişi yanına gelmiş, sormuşlar: - Ne arıyorsunuz Üstade? - İğnemi kaybettim onu arıyorum. - Nerede kaybettiniz? - Evin içinde! - Peki niçin burada arıyorsunuz? - Ama içerisi çok karanlık! İçimize dönmek, içimize bakmak, kendimiz olmak, kendimizle yüzleşmek, bütün olmak, kendimizi affetmek, kendimizi kabul etmek, kendimizi sevmek… uzar gider, söylendiği kadar kolay değildir. İçlerimiz çoğumuz için karanlıktır/karmakarışıktır. Oradan kaçarız. Bu yüzden mutluluğu, sevgiyi, kutsallığı dışarıda ararız.

Söze Süzülenler 2023

Gök kubbenin altında   Değil miyiz hepimiz   Daha ne olsun   Yarım olmuş   Mutluluklar   Gülüşler   Ağlayışlar   Yaşam   Ne çıkar   Meçhul Bulutlar süzülmüş kubbeye Anılar dolaşıyor Hüzün mü mutluluk mu Ne taşıyor meçhul Sis çökmüş içeriye Siluetler kıvranıyor Hayal mi gerçek mi Ne yaşıyor meçhul Buğu sarılmış camlara Islaklık tütüyor Çaydan mı kalpten mi Ne akıyor meçhul Damlalar kaynamış gözlere Sıcaklık kanıyor Acıdan mı aşktan mı Ne yağıyor meçhul Yalnız Değilsin Kanatlanıp esse de ıssız diyarlarda, kime ne? Vuruyorsa bir nefes rüzgâr, yanık bağrına, yalnız değilsin. Sel olup çağlasa da taş yataklarda, kime ne? Çarpıyorsa tek damla yağmur, kızgın kalbine, yalnız değilsin. Şimşek olup çaksa da kör topraklarda, kime ne? Çakıyorsa bir tel ışık, karanlık ufkuna, yalnız değilsin. Yağmur Sonrası Özlemle içip Göğün gözünden damlaları Renge bürü

Sükûnet

Sükûnet zamanlarım: Nadiren hissettiğim ama tadına doyamadığım anlar… Geçmişin ve geleceğin donuklaştığı, ânın belirginleştiği; arzuların, tutkuların, umutların, beklentilerin, hedeflerin durulduğu, dibe çöktüğü; sakin, kıpırtısız, berrak bir zihinle sadece nefesimi, bedenimi ve bütünleştiğim dünyamı duyumsadığım zaman kesitleri… Kutsal varoluşla birlikte dalgalandığım anlar… 60’lı ve 70’li yıllarda okuldan dönünce evin duvarının kenarında bulunan derme çatma, çivileri küflenmiş, ağaçtan bir sedire otururdum uzun süre. Kuş sesleri arasında, rüzgârın ağaçların yaprakları ve meyveleri arasından süzülerek yüzüme vurduğu kokuyu içime çekerdim. Dalından kopardığım şeftaliyi iştahla yerken, batmaya yeltenen güneşi ve gökyüzünü izlerdim. Gün boyu neler oldu, yarın neler olacak? Hepsi kaybolurdu önümden. Yaşamın ve yaşadığımın tatlı farkındalığı açılırdı ruhuma. Varlığın bütünlüğünde varoluşumu hissederdim. Bir iki saat içinde, “Ödevlerine ne zaman başlayacaksın?” sorusuyla koşuşturma yeniden