Ana içeriğe atla

Söze Süzülenler 2023

Gök kubbenin altında  
Değil miyiz hepimiz  
Daha ne olsun  
Yarım olmuş  
Mutluluklar  
Gülüşler  
Ağlayışlar  
Yaşam  
Ne çıkar  

Meçhul

Bulutlar süzülmüş kubbeye
Anılar dolaşıyor
Hüzün mü mutluluk mu
Ne taşıyor meçhul

Sis çökmüş içeriye
Siluetler kıvranıyor
Hayal mi gerçek mi
Ne yaşıyor meçhul

Buğu sarılmış camlara
Islaklık tütüyor
Çaydan mı kalpten mi
Ne akıyor meçhul

Damlalar kaynamış gözlere
Sıcaklık kanıyor
Acıdan mı aşktan mı
Ne yağıyor meçhul

Yalnız Değilsin

Kanatlanıp esse de
ıssız diyarlarda,
kime ne?
Vuruyorsa bir nefes
rüzgâr, yanık bağrına,
yalnız değilsin.

Sel olup çağlasa da
taş yataklarda,
kime ne?
Çarpıyorsa tek damla
yağmur, kızgın kalbine,
yalnız değilsin.

Şimşek olup çaksa da
kör topraklarda,
kime ne?
Çakıyorsa bir tel
ışık, karanlık ufkuna,
yalnız değilsin.

Yağmur Sonrası

Özlemle içip
Göğün gözünden damlaları
Renge bürünmüş
Duaya duran
Kuru dallar

Baharla kutlamış
Vuslatını
Hasret ve yağmurun

* * *

Yol olsun yürünecek.
Sonu olmasın...
Görünmeyecek!

Müzik olsun dinlenecek.
Vuslat olmasın...
Dinmeyecek!

* * *



Öykülerle Zihin Yanılgıları

Dr. Nizamettin Kaya

"Bilişsel Davranışçı Terapi ışığında zihninizi ve düşüncelerinizi berraklaştırın..."


Hayat

Yürüdük koştuk
Durduk duramadık

Yattık kalktık
Kalkamadık

Çöktük kalktık
Kalkamadık

Esas durduk
Duramadık
Rahat durduk
Duramadık

Sağa döndük
Yürüdük
Sola döndük
Yürüdük

Geriye döndük
Yürüdük
Kendimize geldik
Sevdik
Yaşadık

Özgürlük

Ne kadar alışmışım
Tutuklu kalmaya
Yalnızlığımda
Ne hayra ne şerre
Yoramıyorum

Dilim dudağım bağlı
Soramıyorum

Kuşatılmış dört yanım
Varamıyorum

Kalbimde tütüyor buharı
Saramıyorum

Özgürlük işte orada
Aramıyorum

* * *

Meçhul bir aşkın
buğusu kaynıyor
cehennemin kazanlarında...

* * *

Mevlâ kutsal aşk bahşetmiş
Vuslat da neymiş

* * *

Adobe Stock

Şimdi

Zincirledi şimdiyi öncenin gardiyanı
Aynanın ıslak kirinde esaret yalanı
Zorladı palangayı güneşe
Şimdiye kalka düşe

Gün gece sis yoğun
Düğümler çift boğum

Sonranın muhafızı attı içeri
Kaçamazsın tozlarından aynanın
Kirli pozlarından sayhanın
Bir geçmiş bir gelecek

Yaladı kirleri zincirleri
Dilinde bir his bir an
Eridiler o an
Öncesi sonrası yalan
Şimdi zaman

Gün aydın su durgun
Güneş rahat toprak doygun
Ayna saf net memnun
Şimdi

Başka Biri

O başka biri.
Zaten başka biriydi.
Ben bilmiyordum.

Başkası...
Ve yalnızlık...
Mutluluk?
Galiba!
Kim O?
Bilmek istemiyorum!

Ve başkası oldu herkes.
O'ndan sonra

* * *

Sebep sorma sevgiye;
bulamazsın.

Sonuç arama sevgiden;
kanamazsın.

Tanımlama sevgiyi;
sığdıramazsın.

* * *

Vatan ve Aşk

Aynı anda içtim.
Aşk ve kederi
Ukrayna’nın iri gözlerinde…

Topraktan taze çiçeğin
Aşktan kopuşunda…
Göz yağmurunda ıslanışında…
Makyajı puslanışında…
Göğsüne kazınışında...

108 yıl ötelere uçtum.
Şehitlerimin gölgelerinde,
Mustafa Kemal’in
Kavga defterlerinde…
Sustum...

Ayrılık, hüzün.
Ve aşk, umut.
Gözlerin derininde.
Kalbin her yerinde.
Vatan ve aşk…

Ağlıyoruz

Ak karlar altında
Kara ahlar ağlıyor

Çilenin girdabında
Kırılan dallar ağlıyor

Ölümün soğuk tahtında
Tükenen bahtlar ağlıyor

Kurtuluşun hazzında
Gücenen gamlar ağlıyor

* * *

Bir bildiğimiz varmış
Doğarken ağlamışız
Sonra gülmüşüz biraz
Aldanmışız

* * *

Işığı solgun
güneşin.
Yorgun...
Olandan, bitmeyenden
bezgin,
üzgün...

* * *

Bir olta fırladı
Ufuğa
İpi hayat
Balığı ömür
Yakaladıkça
Küçülen
Biten

* * *

Yaş 61
Özlüyorum çocukluğumu
Hâlâ
Yaş 6
Çocukluk ne demek Dede

* * *

Güneş

Değilim güneşin sahibi
Çeviremem istediğim gibi
Nizamiyi ne bilsin 
Olduğu gibi durur
Şavkı herkese
Her şeye vurur
Ne güzel

* * *

Umuda düşmüştüm
Zamanın kanadından
O şimdi 62
Ben 22

* * *

Şimdi 22 yaşında olmak vardı!
Bu kafayla, bu kalple...
Merhaba demek vardı hayata;
Sevgiyle, güvenle...

* * *

Zaman var mı ki
Beden var mı ki
Yaşlılık var mı ki
Ölüm var mı ki

* * *

Ego

Başarırım, egom gururlanır
Ben gururlanmam
Kaybederim, egom kaybeder
Ben kaybetmem

Kavuşurum, egom sevinir
Ben sevinmem
Ayrılırım, egom üzülür
Ben üzülmem

Düşünürüm, zihnim düşünür
Ben düşünmem
Duygulanırım, kalbim duygulanır
Ben duygulanmam

Yaşlanırım, bedenim yaşlanır
Ben yaşlanmam
Ölürüm, bedenim ölür
Ben ölmem

Hissederim, ben hissederim
Severim, ben severim
Hiç ölmem
Yaşarım…

* * *

Gün geceye dönmüş
Ne çıkar
Durmuyor mu her şey
Yerli yerinde

* * *



Öykülerle Zihin Yanılgıları

Dr. Nizamettin Kaya

"Bilişsel Davranışçı Terapi ışığında zihninizi ve düşüncelerinizi berraklaştırın..."


Bu blogdaki popüler yayınlar

Nerede kaybettik, nerede arıyoruz?

İçimizde bulamadığımız bahar ve huzuru, hiçbir mevsim, hiçbir şey, hiçbir kişi bize bağışlamaz. Sevgimizi, mutluluğumuzu, huzurumuzu, dürüstlüğümüzü, ilkelerimizi, vicdanımızı, değerlerimizi...nerede kaybettik, nerede arıyoruz? Bir Zen öyküsü düştü aklıma. Hatırladığım kadarıyla özetleyeyim. Azize bir kadın varmış. Akşam üstü, evlerin içinde havanın iyice karardığı, dışarının alacakaranlık olduğu bir zamanmış. Sokakta yere iki büklüm eğilmiş, bir şey arıyormuş. Birkaç kişi yanına gelmiş, sormuşlar: - Ne arıyorsunuz Üstade? - İğnemi kaybettim onu arıyorum. - Nerede kaybettiniz? - Evin içinde! - Peki niçin burada arıyorsunuz? - Ama içerisi çok karanlık! İçimize dönmek, içimize bakmak, kendimiz olmak, kendimizle yüzleşmek, bütün olmak, kendimizi affetmek, kendimizi kabul etmek, kendimizi sevmek… uzar gider, söylendiği kadar kolay değildir. İçlerimiz çoğumuz için karanlıktır/karmakarışıktır. Oradan kaçarız. Bu yüzden mutluluğu, sevgiyi, kutsallığı dışarıda ararız.

Sükûnet

Sükûnet zamanlarım: Nadiren hissettiğim ama tadına doyamadığım anlar… Geçmişin ve geleceğin donuklaştığı, ânın belirginleştiği; arzuların, tutkuların, umutların, beklentilerin, hedeflerin durulduğu, dibe çöktüğü; sakin, kıpırtısız, berrak bir zihinle sadece nefesimi, bedenimi ve bütünleştiğim dünyamı duyumsadığım zaman kesitleri… Kutsal varoluşla birlikte dalgalandığım anlar… 60’lı ve 70’li yıllarda okuldan dönünce evin duvarının kenarında bulunan derme çatma, çivileri küflenmiş, ağaçtan bir sedire otururdum uzun süre. Kuş sesleri arasında, rüzgârın ağaçların yaprakları ve meyveleri arasından süzülerek yüzüme vurduğu kokuyu içime çekerdim. Dalından kopardığım şeftaliyi iştahla yerken, batmaya yeltenen güneşi ve gökyüzünü izlerdim. Gün boyu neler oldu, yarın neler olacak? Hepsi kaybolurdu önümden. Yaşamın ve yaşadığımın tatlı farkındalığı açılırdı ruhuma. Varlığın bütünlüğünde varoluşumu hissederdim. Bir iki saat içinde, “Ödevlerine ne zaman başlayacaksın?” sorusuyla koşuşturma yeniden