Tanrı’nın egemenliğinde olan bu hayatta, iyi ya da kötü her şey, sonunda mutlak adalet ve hukuk kurallarına göre sahibini buluyor. Ancak bu yüce adaleti, egolarımızın egemenliğindeki dar ve körleşmiş bakış açısıyla kavrayamayız. Dünya gözüyle bakıldığında çoğu şey rastlantı, haksızlık ya da tesadüf gibi görünür. Oysa perde arkasında işleyen daha derin, daha adil bir düzen vardır. İnsan, kendi gururu ve nefsine yenildiğinde başkalarıyla boş yere uğraşır, haksız yere didişir. Ben de zamanında sırf fesatlıkları ve şişmiş ama içi boş egoları yüzünden benimle uğraşanların bir kısmına kendi cezamı verdim. Ama gördüm ki büyük çoğunluğunu Tanrı zaten cezalandırıyor. O an anladım ki en iyisi işi Tanrı’ya bırakmakmış. Onlarla uğraşmaya değmezmiş; enerjiyi heba etmeye hiç gerek yokmuş. Tanrı'nın Egemenliği Tanrı beni de cezalandırdı. Demek ki hak etmişim. Ne kendime ne de hak ettiklerini yaşayanlara acıyorum. Çünkü biliyorum ki biz insanlar çoğu zaman kendi yaptıklarımızın bedelini öderiz; az...
-Yeşil bir yaprak -Kondu kadehime -Bulutların arasından. -Meriç'in suyu -Aktı kaderime -Yanıkların karasından. -Altın sarısı efes -Doldu kalbime -Serabımın sevdasından. -Yâr -Ben yâri -Güle güneşe -Benzetmem... -O benim -Alnıma düşen perçem. -Aynadaki suretim. -Suretimdeki göz. -Gözümdeki bebek. -Nur topu gibi -Bir erkek... -Serap, 1996 Gözümdeki bebek... Islandı yine gözlerim Köprünün sonsuzluğunda Hissettim ilahiyi Meriç in Serabında... * * * Köprünün gözleri mahzun. Şahidi sonsuzun... Hüzünlü, sulu... Belli ki aşk dolu… Mutluysan! Herkes dost, herkes yoldaş; Her şey kadim, her şey çağdaş. Yok mu o sevdiğin! Can sırdaş… Mutsuzsan! Herkes yaban, herkes düşman; Geçmişe pişman, şimdiye hüsran. Yok mu onlar! Soğuk, uzak; Hep sana tuzak… Firari Gülmeyen yüzüm Çatık kaşım Katil bakışım Pis kapkara ...